Hilâfetin ilgası – 1

03 Mart 1924

Urfa Mebusu Şeyh Saffet Efendi ile elliüç refikinin hilâfetin ilgasına ve Hanedanı Osmaninin Türkiye haricine çıkarılmasına dair teklifi kanunisi

Riyaseti Celileye

Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde makamı hi­lâfetin vücudu Türkiye’yi dahilî, harici siya­setinde iki başlı olmaktan kurtaramadı İstiklâlinde ve hayatı milliyesinde müşareket kabul etmiyen Türkiye’nin zahiren ve zımmen bile olsa ikiliğe tahammülü yoktur. Asırlardan beri Türk Milletinin sebebi felâketi ve ilâ nihaye fi­ilen ve ahden bir Türk İmparatorluğunun va­sıta i inkırazı olan Hanedanın hilâfet kisvesi al­tında Türkiye’nin mevcudiyetine daha müessir bir tehlike olacağı tecarübü mütehammilâne ile katiyen sabit olmuştur. Bu hanedanın Türk Milletiyle münasebattar olan her vaziyet ve kuvveti mevcudiyeti milliyemiz için mahzı teh­likedir. Esasen hilâfet, imarat evaili islâmda Hükümet mâna ve vazifesinde ihdas edilmiş olduğundan dünyevi ve uhrevi bilcümle vazaifi müteveçciheyi ifa ile mükellef olan zamanı ha­zır Hükümatı İslâmiyesinin yanında ayrıca bir hilâfetin sebebi mevcudiyeti yoktur. Hakikat bundan ibarettir. Türk Milleti selâmeti muhafa­za etmek için hakikate ittibadan başka bir hat­tı hareket ihtiyar edemez. Teraküm edegelen teşeyvüşatın vazıh ve katî bir surette halli için mevaddı âtiyenin bugün derakap ve müstacelen müzakeresi ile kanuniyet kesbetmesini teklif ederiz.

2 Mart 1340

EKREM B. (Rize) — Meşrutiyetin bidayeti idi, henüz mektepten çıkmıştım. Mektebi Harbiyenin – biliyorsunuz talimhaneye müteveccih olan mermer sutünlu mermer merdivenleri var­dır. Bunun kapısından bakıyorum mermer merdivenin aşağısında sadaret mevkiini işgal etmiş vükelamızdan birini ferik apuletleri ve mehabetli vücudu ile ve arkasında bütün yaverleriyle ve maiyetiyle iyi talim ve terbiye görımüş bir nefer vaziyetinde gördüm. Bu zat ve maiyeti mükellef bir arabanın önünde duruyordu. Fakat arabanın içindekini görmüyordum. Tabiî merak ettim bak­tım. Bu Sultan Hamidin on dört on beş yaşında­ki şehzadelerinden biri idi. Bu levha bana der­hal garip bir tesir yaptı. Çünkü bu çocuk bir hiçti ve hiç evsafı olmıyan bir insancıktı. Düşündüm: O zaman bu çocuğa eğer o hürmet Sultan Hamid’in oğlu olduğundan dolayı yapılıyorsa. Sul­tan Hamit denilen adam o canilerdendir ki, ci­nayeti yalnız Mithat Paşa gibi nice insanları mahfetmekten ibaret değil, bir milleti inkıraza mahkûm etmiştir. Hâlâ onun cezasını çekiyo­ruz. Sonra haber aldım ki : Meğer saraylarda beş, altı yaşındaki çocukların önünde vükelâ ri­cal ve ekâbir hepsi böyle el pençe divan dururlarmış. insanların böyle kendi kendilerini esaret altına sokmalarına karşı o zaman derin bir nefes hissetmiştim. Efendiler bugün bu mefkûre  tamamiyle değişmiştir ve ben bugünü gördüğüm için ölürsemde gam yemem, ruhum ebediyen istirahat edebilir. Artık kimse beş, altı yaşındaki çocukların önünde el pençe divan durmıyacak ve hiçbir zaman «arzuyu şahanem, milletime ih­san ettim» sözlerini işitmiyecek. Yalnız milletin sayesinde yaşadıkları halde onu uşak gübi kul­lanan bu saltanat devrildiği halde garip olan şurasıdır ki, hâlâ biz gözümüzün önünde bu aile­nin hilâfet kisvesi altında ayrı debdebeyi sür­mesine tahammül etmek ve rıza göstermek safderunluğunda bulunuyoruz . Bir gün gelecek, istikbalde bugünün tarihini yazan müverrihler Anadolu’da Türk, istiklâlini kazanmak için boğaz boğaza gelirken İstanbul’da onun düşmanı ile dans eden bu hanedanı aileyi derhal tardetmediğimizden dolayı hayret edeceklerdir. Tarih bize gösterir ki, bu zevat her zaman bu tahta bütün kuvvetleriyle sarılmışlar ve onu elde et­mek için icabında Türk Milletinin boğaz boğaza gelmesini istemişlerdir. (Bravo sesleri) Niçin bunlar bu tahta bu kadar sarılıyorlar, millete hizmet etmek için için mi? Efendiler. Millete hiz­met etmiş tarihimizde birçok sadrazamlar göste­rebilirsiniz. Fakat padişah göstertmek için müşkülât çekeceksiniz. Bunların tahta merbut olma­larını saik yalnız menfaat, îhtiras, bundan iba­rettir. Padişahların yapmış oldukları bu fena­lıklar üzerinde foiraz durmak istiiıyoruım. Çünkü ben inliyorum. Efendiler bugün memleketimin  milletimin terakiyatının bu kadar geri kalmasından dolayı inliyorum. Bir ecnebi ile karşı karşı­ya geldiğim zaman, onun memleketiyle kendimi mukayese ettiğim zaman görüyorum ki, onun memleketindeki şimendiferler kadar benim memleketimde yol yoktur. Bu üstümde başımda gördüğünüz düğmeleri ve hattâ ve bâzı yerlerde yiyeceğim ekmeğe varıncaya kadar onlardan satınalmıya mecbur oluyorum. Bundan dolayıdır ki, bir ecnebi ile karşı karşıya geldiğim zaman yüzüm kızarıyor. O halde kendime soruyorum Türk Milletinin bu kadar geri kalmasındaki se­bep nedir? Yarabbi! Biz kabiliyetsiz, istidatsız olduğumuz için mi bu kadar geri kaldık? Bütün ecnebi devletler en yüksek zirvede biz alttayız. Buna sebep din midir? Bu sualime karşı derhal görüyorum ki, mazide Arap Milletinin, İslâm di­ni ile müehhez olan Arap Milletinin medeniyeti bana ‘gösteriyor ki hiçbir zaman din buna mâni değildir. O halde kabiliyetsiz olan biz Türkler miyiz? Hayır efendiler bunu da görüyorum. Bir zabit, bir doktor, bir mühendis muhitini bulduğu zaman derhal orada ferdi tefevvuklar yapıyor. Efendiler, Türk Milletinin bu kadar geri kal­masına sebep mesul padişahlardır. Padişahlardır. Çünkü onlar milleti kahhar bir idarei mutlaka altında boğarak ve yalnız kendi menfaatlerini düşünerek onun terakkisi için hiçbir şey yap­mamışlardır. Millet mesul kendisi olurdu, şayet hâkimiyet kendi elinde olduğu halde bu kadar geri kalsaydı. Şöyle bir bakarsak bu son inkı­lâp fikri istisna edilirse Türk Milletinin altıyüz sene evvelki ruhu ile son zamanlardaki ruhu arasında hiçbir fark yoktur. Hudutlara bakınız.  Aşağı – yukarı altıyüz sene evvelki vaziyete şahidoluruz. Ümran noktasından yollar, köyler hiç değişmemiştir. Yalnız ormanlar azalmıştır. Bü­tün bunların sebebi, musuller padişahlardır. Bu­gün istanbul’da ve memleketin sair tarafında el­leri böğründe kuvvetleri olduğu halde iş bulamamaktan dolayı sefil kalan binlerce halk bilmeli­dir ki biz altıyüz senenin biriktirdiği nakâyısın altında eziliyoruz. Ve bu altıyüz senenin birik­tirdiği nakayısa çare bulmak birkaç senede mümkün değildir. Bu padişahlar, bidayeti salta­natlarında tarihin kendilerinden evvel vermiş olduğu derslerden hiç ibret almamışlar, düşün­memişler ki, bir yer işgal etmek o yeri zaptetmek demek değildir: Memleketin ümranı nok­tai nazarından çalışmamışlar, hiçbir şey yap­mamışlardır. Bana Tarihi Osmanînin Saltanatı Osmanînin istiklâli osmaniyi temin etti diye teb­cil ettiği şeylerden mi bahsolunacak? Efendiler ben bunu bu efsaneyi on yaşında iken pek tatlı olarak dinledim. Fakat bugün artık bu masal­ları dinlemeye tahammülüm yoktur. Kimi esaret­ten kurtarmış, kimin istiklâlini temin etmiştir? Şark Türk Hakanlığını Türkleri bir noktaya toplamak için olan hareketine karşı bâzı Selçuk sultanlarının yaptığı gibi ona tabi olsa idi bu­lgun ihtimal ki, merkezi Asya’da olmak üzere büyük bir şark veya Türk Hakanlığı tesis etmiş olabilirdi. O zaman bizim ecdadımız ha Şark Türk Hakanlığının idaresi altında bulunmuş ha Sultan Osmanm idaresi yahut Karaman Beyinin idaresine girmiş. Bugün bu bizim için müsavi
olurdu.

(…)

Hiç düşün­meksizin yapılacak olan şey derhal bu hanedanın bilaistisna hudut haricine çıkarılmasıdır. Sair Cumhuriyeti ilân eden milletlerin birçok kanlı tecrübeler pahasına bulmuş oldukları bu netice­yi elde etmek için aynı tecrübeleri yapmak ister misiniz? Bunlar çıktıktan sonra bir nokta akla gelebilir. Hilâfet mevkii; bendeniz hakikaten  hayretler içinde kalıyorum. Hilâfetle bir aile­nin münasebeti nedir? Mazisi cinayetlerle dolu ve Türk Milletine hizmet etmemiş olan bu ailenin hilâfetle münasebeti nedir? Hilâfet. Esasen islâm dininin hükümetinde mündemiçtir, bun­dan ibarettir. Bununla beraber ben bu isme de çok ehemmiyet vermem. Artık bu ismin oynıyacağı siyasi rol çoktan geçmiştir. Bugün pek güzel gördük, Harbi Umumide kanal seferi bize hi­lâfet kuvvetini hiçbir işe yaramadığını pek acı ve pek pahalıya oturtarak anlatmıştır. Irak ve Filistin cephelerinde Hind askerlerinin pek kan­lı taarruzlarına bu isim hiçbir zaman mâni olamamıştır. Son zamanda görüyoruz Yunanis­tan’ın siyasi bâzı menafii, Hristiyan olmasında ziyade siyasi bâzı menafi sebebiyle yardım gör­müş fakat Türk ordularının kahhar darbeleri altında ezilince bütün cihan tarafından terk edilmiştir. Binaenaleyh bu ismin artık oynana­cak siyasi rolünü tasavvur edemiyorum. Bina­enaleyh neticeye geliyorum, doğrudan doğruya teklifin gösterdiği veçhile bilaistisna hanedan ailesinin hudut haricine çıkarılmasından ibarettir.

(…)

ZEKİ B. (Devamla) — Ben milletin efradındanım, fırkanın değilim. Umdelerden bahsetme­ye salâhiyetim vardır. Burası hür bir kürsüdür. Zatıâlileri de çıkarsınız. Burada noktai nazarı­nızı söylersiniz. Acaba bu umdei esasiyeler dâhilinde böyle ananatı milliyemizi ani surette sarsmak ve yık­mak usulleri de dâhil mi idi? Bu gün memleke­tin her hangi bir tarafından mesaili iktisadiyeyi, mesaili siyasiyeyi ve dahiliyeyi ve ziraiyeyi hal­lettik de yalnız bu vaziyetin içerisinde yapılmak istenilen bu mu kaldı? (Gürültüler) bendenize öyle geliyor ki, bunun-zamanı henüz gelmemiş­tir ve gelmediğine kaaniim. (Çoktan geçmiştir).

(…)

ZEKİ B. (Devamla) — «Hilâfeti Hanedanı Âli Osmana aidolup Büyük Millet Meclisi tara­fından bu hanedanın ilmen ve ahlâkan erşat ve aslâh evlâdı intihabolunur» Heyeti Celilenizin vermiş olduğu bu kararı kaldırmış olan ayrıca bir lâyihai kanuniye var mıdır?

MUSTAFA B. (Tokad) — O karar ile bu­nun arasında fark var. Ondan sonra neler ol­du haberin varmı? Uyuma!..

ZEKİ B. (Devamla) — Arkadaşlar bende­niz mutedil liberal ve bununla bir ebedi müt­hiş bir ittihadı islâm taraftarıyım (Türkçe söyle sesleri) tarihin bu azametini kendi mille­timde görmek isterim. Benim gayem budur. Bunun içindir ki, memleketimin siyaseti dahi­liye ve hariciyesi namına hilâfetin ilgasını ka­bul ederek bugünkü vaziyet dâhilinde bu müt­hiş kuvveti düşmanların veyahut diğer hükü­metlerin kucağıma atmıyalım. Biz Cumhuriyet, hâkimiyeti milliye ve teceddüdediyoruz. Eğer bunlar hal­kın arzusu ise – ki, olduğuma benim imanım var – bununla beraber biz öyle zannediyoruz ki, bu esasat dairesinde ittifak ettiğimiz takdirde halkın ihtiyacatı umumiyesine aidolan bu esasatı yine halktan veçhe alarak o veçhe daire­sinde halkın ihtiyacatı umnmiyesini nazarı dik­kate alarak o veçhe üzerine ve Teşkilâtı Esasiyemiz ve fırkamın heyeti umumiyesini bir umdei esasiye olarak kabul ettiği esasat dairesin­de Hükümete bir veçhe vererek o suretle karar vermemiz icabederdi. Yoksa biz düşündükleri­mizi, kendi arzu ettiklerimizi doğrudan doğru­ya halka kabul mu ettireceğiz.

(…)

ZEKİ B. (Gümüşane) — Efendiler biz sal­tanata düşman değiliz, eşhasa düşmanız. Zira bugünkü günde gördüğüm vaziyet şudur: Cumhuriyet, devam ettiği halde saltanata doğ­ru yürüyor. (Gürültüler)

(…)

TUNALI HİLMİ B. (Zonguldak) — Hilâfetin ilgası deniliyor arkadaşlar. Ben, hilâfetin ilgasını kabul etmiyorum arka­daşlar. Hilâfet ilga edilmiyor. Hilâfetin maka­mı kaldırılıyor. Halbuki hilâfet mevcuttur ar­kadaşlar. İmamet de burada, hilâfet de bura­da. (Bravo hayır sesleri)

(…)

ŞEYH ŞAFVET Ef. (Konya) — Dinî mümüni islâmm her veçhile ulviyyet ve nezahetini muahafaza et­mek için hilâfetin mahiyetini tahlil ve ilân et­mekte bir gün bile taahhur etmek caiz değillir. Öteden beri her hangi bir sülâlenin, bir şahsın makamı hükümdariye irsen musallat olabilmesiyle halife unvanını ihraz etmesi Dîni İslâmınn muktaziyatından imiş gibi bundan ev­vel efkârı âmmede bir terakki vardı. Fakat hi­lâfetin ne demek olduğunu hakkiyle bilen hurafayı ümmet Dîni İslâmın hakayıkı âliyesiyle halkın seviyesini mütaakıp bulamadıklarından zevahirin muhafazasiyle idarei maslahat siyasetini takibetmişlerdi. Bugün mülkün her tara­fında canu gönülden hüsnü telâkkiye iktiran eden Cumhuriyet, halk seviyesinin en âli derecelerde olduğunu ispat eylemiştir. İşte bu sa­yededir ki bugün bu meselenin halli ile işti­gal ediyoruz.

(…)

Binaenaleyh mademki bugün hak ve adil üzere icrayı Hü­kümet ancak cumhuriyetle kaimdir ve idarei hazıranıız da hamdolsun bir idarei cumhuriyedir. Hilâfetin mahiyeti aklen ve mantıkan Bü­yük Millet Meclisinin şahsı mânevisinde tama­miyle tecelli etmiş oluyor. Şu halde Dini İslâmın kasdeylemiş olduğu hilâfetin hakikati bu Meclisi Muazzamın şahsı mânevisinde tecelli etmekte iken hilâfet sıfatı mübeccelesini Büyük Millet Meclisi haricinde hakaiki islâmiye hilâ­fına bir lâfzı bimânadır ki sinne düşürmek Cumhuriyetle asla tevafuk etmiyecek bir haleti garibedir.

HALİD B. (Kastamonu) — (…) Mâlûmuâliniz hilâfet 1 300 küsur seneden beri Hulefayı Raşidin, Emeviler, Abbasiler, sonra Fatimiler Mısır ve saireden geçerek bir silsiledir gidiyoruz. Bina­enaleyh 1 300 senelik bir müessesedir. Bunun için bu makamı mülga demek için her halde uzun boylu düşünmek icabeder kanaatinde­yim.

Ciheti şer’iyesinde hiçbir mahzur yoktur. Bendeniz yalnız siyasi noktai nazardan arz edi­yorum. Arkadaşlar hepimiz biliyoruz ki İstiklâl Mücadelâtı ilân edildiği zaman halkımızın ha­life makamına olan merbutiyetini nazarı iti­bara alarak hepimiz «halifeyi kurtaracağız. Şöyle yapacağız, böyle yapacağız» diye telkinatta bulunduk. Hattâ birçok meşarih ve ulemayı Büyük. Millet Meclisine getirdik. Bu, sırf halkın hissiyatına hürmet içindi. Sonra arka­daşlar, ben bu İstiklâl Muharebatmda kami­len bulundum. Askerlere, bütün arkadaşlarla be­raber bu suretle telkinatta bulunduk. «Makamı hilâfeti, bütün vatanla beraber kurtaracağız» dedik. (Kurtarmadık mı sesleri) Hay hay ham­dolsun kurtardık. Böyle olmakla beraber bu­gün halk makamı hilâfet olmazsa Cuma namazı kılınamaz itikadındadır.. (Hayır hayır ses­leri) Ben de o itikatta değilim.

TUNALI HİLMİ B. — O itikadı değiştire­ceğiz. Bundan böyle halkı aldatmak yok.

HALİD B. (Devamla) — İnşallah! Bina­enaleyh bendeniz en ziyade bunun dâhildeki tarzı telâkkisine işaret ediyorum.

(…)

Me­selâ bugün hac farzdır. Haccın hikmeti felse­fesi o kadar büyüktür ki acaba bundan siyaseten ne istifade etmişizdir? Hiç. Sonra Araplar bize karşı şöyle yapmış böyle yapmış diyoruz. Halbuki hep biliyoruz ki bu Arabistan’da takibettiğimiz hatalı siyaset meticesidir. (Hayır, hayır sesleri) (Başka birinin hatası bize tereddübetmez sesleri) Bendeniz kanaati vicdaniyemi söylüyorum.

(…)

Bendeniz bu son sözü yani mülgadır sözünü açıkça söylemeyi ve kaydını şer’an de­ğil siyaseten büyük bir mahzur telâkki ediyo­rum.

TUNALI HİLMİ B. (Zonguldak) — O halda kapalı kaydedelim.

HALİT B. (Devamla) — Büyük Millet Meclisinin şahsiyeti mâneviyesinde deriz. Doğ­rudan doğruya mülgadır demek hatalıdır.

TUNALI HİLMİ B. (Zonguldak) — Büyük Millet Meclisinin şahsında mündemiçtir.

HALİT B. (Kastamonu) — Az zaman sonra tesirini görürüz.

VASIF B. (Devamla) — (…) Dünyada bütün medeni milletlerin medeni varlıkların bir hakikati mehaz olarak kabul ettiği esaslardan bah­setmiştim ve bu esaslar ve en mühim olarak Cum­huriyeti ilân eden bir milletin kendi varlığını  kurtarmak için saltanat iddia edebilecek hiçbir kuvvete ımeydan bırakmamaktır. Cumhuriyeti ilân eden bir milletin en yüksek vazifesi kendi vatanı için kendi varlığı için kabul edeceği en büyük esas, kendi mevcudiyetine tehlike iras edebilecek ikiliklere meydan vermemek,saltanat ihtiraslarına meydan bırakmamaktır. Milletin selâmeti efkârı için daima sultanlığa timsal ola­bilecek olan bütün müesseseleri yıkmaktır. Ancak o zaman Cumhuriyet tamam olabilir, o zaman ancak Cumhuriyetin temeli esaslı olabilir.

(…)

Neşredilen cihad fetvasına rağmen Türkü Irak’ta, Çanakkale’de, Filistin’de boğazlıyan müslümanlardır. (Her tarafta sesleri) Arkadaşlar, varlığı­mıza bütün kuvveti ile kasteden Britanya impa­ratorluğunun en büyük noktai istinadı ve bizi yıkmak için ısevk ettiği orduların en kuvvetli membaları islâm diyarları idi. Nerede o cihad fetvaları, nerede o Hilafetin haricî siyasetindeki tesirleri, nerede o Hilâfetin faydaları? Zeki Bey bir tane göstersin.

(…)

Fakat Meclisi Âlinin kıymetli azaları mütehassis ve mesudolarak bu kararı vermiştir ve o gaye bilâkaydü şart yürüyecektir ve yürümek için o mevanii ihdas edenlerin kafalarını ezerek, kıra­rak yürüyecektir. (Bravo sesleri

(…)

Diyorlar ki biz bu zaferi kazanırken ımakamı hilâfeti kurtaracağız diye propaganda yapmışız, bunu ilân etımişiz, şimdi nasıl oluyor da geri dönüyoruz. Meclisi Âlinin geri döndüğünü gösteren ortada hiçbir hadise yoktur. Meclisi Âlinin husule getirdiği şey vekayiin, hadisatın, zamanın bir zarureti katiyesi olarak tecelli etmiştir.

(…)

Cihan bir mecrayı tekâmül takilbetmektedir. Beşeriyetin bugünkü vaziyeti, şekli idaresi, telâkkiyatı, zihniyatı müthiş bir suretle daima tahavvül ve inkişaf etmektedir. Zeki Bey isti­yor mu ki, Halid Bey istiyor mu ki, dün söyle­diğimizi ne kadar zararlı görsek yerinde saya­rak yerinde durarak muhafaza edeceğiz.

(…)

Evet ar­kadaşlar o zaman bir sultan vardı ve hattâ o zaman padişahlığın ilga edildiğini bile ilân et­memiştik. Padişahın bütün ihanetine rağmen padişahın memleketi batırmak için düşmanla bir olmasına rağmen… Fakat arkadaşlar, o pa­dişah bizi boğmak, bizi yıkmak, bizi ezımek için silâh olarak hilâfeti kullanmıştır. Sakarya’ya kadar gelen Yunan Ordusunun hilâfet ordusu olduğuna dair beyannameler neşretmiştir. Di­ni kullanımıştır. Bizim mücrim ve kâfir oldu­ğumuza dair fetvalar neşretmiştir.

(…)

Meclisi Âli bu kararını verdiği zaıman var­sın arkadaşlardan beş on şahıs, beş on kişi bu­na muhalefet edeceğim diye tepinsin ve çırpın­sın. Bütün bu tepinmenin ve çırpınmanın sonu hicrandır, hüsrandır ve anlıyacaklardır ki yap­tıkları hareket ayıptır ve günahtır. (Alkışlar)

http://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d02/c007/tbmm02007002.pdf

(Bu yazıda 27. ile 40. sayfalar arasından notlar var)

(Devamı diğer yazıda)

Yorum yap

1 Yorum

  1. Hilâfetin ilgası – 2 « TBMM Arşivinden

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: